×

Anafartalar’ın Anlatılmayanları : Mustafa Kemal Anafartalar Kumandanlığına Nasıl Atandı? (1)

Kimi siyasi meseleler, Devletlerin stratejik ve uzun vadeli planları gereği arşivlere hapsedilmektedir. “Milli Mücadele” ve devam eden bin yıllık “Haçlı Savaşları” bunlara örnektir.

Çeşitli nedenlerle Tarihte yaşananları -gerçeği- tam olarak bilmek mümkün değildir. Bu nedenle Tarih, bir yorumdur. Gerçekliği : Yorumcunun bilgi, yeteneği ve dürüstlüğüne kalmaktadır.

Akademik Tarihçiler, düzenden geçindikleri için taraflı “Resmi Tarih” yazımından uzaklaşamazlar. Bu noktada görev Halk Tarihçilerine düşmektedir.

*

İlk yazıda okuyanı bilgilendirmek amacıyla konuya birkaç farklı pencere açılmış ve kısa özetler verilmiştir. İlerideki bölümlerde detaylandırılacak konuların kaynak ve belgeleri dizinin son yazında sergilenecektir. (*)

*

Bir muharebeyi/savaşı: Taraflarının hatırat ve delilleri dikkate almadan, resmi rapor, talimat ve benzerleri ile belgelemek çoğu kez konunun tüm gerçeğini yansıtmamaktadır. Örnek : Bir savaşta komutan taktik gereği, “ricat” diyebilir. Bu onu “Hain”, yapmayacağı gibi; gereksiz bir “Kahramanlık” adına askerlerini yokedecek derecede zayi edenler de “Kahraman olmamaktadır. (Milli Mücadele ve Lozan Antlaşmasının bir numaralı tanıkları Kazım Karabekir Paşa ile Dr. Rıza Nur’un anılarının yanında Mustafa Kemal Paşa’nın eşi Latife Hanım’ın anılarının yayını yasaklanmış, yayınlananlar toplattırılarak yakılmıştır.)

 *

Tarih kısım kısımdır. Biri resmî tarihtir. O, politikacıların istekleri doğrultusunda yazılmıştır. Politikacıların müsaade ettiği kadarını öğrenebilirsiniz okullarda.

Bir de karşı tarih vardır. Onun içine de sohbetler, mülakatlar, hatıralar… velhasıl gerçek ve yaşanmış olaylar girer.

Resmî tarihle karşı tarihi iç içe koyduğumuz zaman Çanakkale’nin gerçek yüzü ortaya çıkar.

Eğer siz tarihi resmî kalıplar içinden çıkaramazsanız çıplak kalır. Resmî tarihte sadece Anafartalar zaferi geçer. Sadece deniz zaferi geçer.

Bir Seddülbahir zaferi var ki Kazım Karabekir, yalınkılıç tümeninin önünde koşan komutanlardan bir tanesidir. O zaman kolordu komutanımız olan bir miralay Fevzi Çakmak’ımız vardır.

Savaşın gerçek komutanları ve kahramanları bu insanlardır. Fakat resmî tarihte bu isimlere rastlayamazsınız bile.(Mehmed İhsan Gençcan)

“…İlhami Soysal da bu hususta şunları söylemektedir: “Açıkça söylemek gerekir ki, bir kere bu tarihte Atatürk falan yoktur. Bir erkan-ı harb kaymakamı Mustafa Kemâl Bey vardır ki, Tekirdağ’da yeni kurulan ve 23-25 Şubat’ta Eceabat limanına intikal edip de halen yedeğe alınmış bir tümenin komutanı. Osmanlı ordusunun o cephedeki 1887 subayından biridir, hepsi bu… Tümenin de, kendisinin de deniz savaşlarında aktif bir görev alması da zaten söz konusu değildir. Çünkü tümen bir piyade tümenidir”.

**

İngilizler Çanakkale’yi geçmek için gelmediklerinden Kara Ordusu getirmediler

-İngilizlerin Çanakkale’ye gelmeleri bir Amaç değil, Araçtır.

-“İngilizlerin Çanakkale’yi zorlama fikrini ilk düşünen ve mevki-i tatbike koyan, Bahriye Nâzırı Churchill olmuştur. Churchill’e göre, daha Türkiye’nin harbe girdiği andan itibaren Mısır tehdit edilmiş oluyordu.’ (Enver Ziya Karal, Sh:109)

-Çanakkale savaşı, düşman ordusunu cephenin uzağında bir yerde oyalama savaşı idi. Bu nedenle Çanakkale savaşı İngiltere’de görüş ayrılığına yol açtı.

-Çanakkale’ye hücum fikri İngiliz kabinesinde müzakere edilince bahriyeliler (Denizciler) aleyhte rey verdiler. Bu işi donanmanın tek başına yapamayacağını, (Piyade/Karacı) Askerlerin de görev alması gerektiğini dile getirdiler. (Ahmet Şükrü Esmer, sh.323)

-Fakat Harbiye Nâzırı Lord Kitchener : “Çanakkale için ayıracak askerim yoktur. Hepsi Garp cephesinde dövüşecekler. Buraya asker yetiştiremiyorum. Binaenaleyh bu işi ya donanma ile yapmalıdır Veya büsbütün vazgeçmelidir,” (Ahmet Şükrü Esmer, sh.323)

İngiliz bahriyesinde kök salan bir kanaate göre, gemilerin karalara taarruzundan çok şey beklenemez. Bu kanaat, asırların tecrübesinin mahsulü idi.

-Meşhur amiral Lord Nelson bu kanaati şu cümle ile formülleştirmişti: “istihkâma (Düşmana karşı hazırlanmış savunma merkezleri)  taarruz eden gemici delidir.”

-Mustafa Kemal : …Deniz kuvvetinden yoksun bir kara kuvveti olarak yarımadamızı, kara kuvvetlerini çekinmeden getirebilecek olan bir deniz kuvvetine karşı asla savunamayız.”

Dünya Savaşı’nda İngiltere’nin amacı, Hint yolundaki Mısır’ı almak, petrol yatakları üzerindeki Irak’la Mısır arasında bulunan Arabistan’ı almak, Anadolu’da da, Osmanlı’dan ayrılmış yeni bir Türk Devleti kurmaktı…

Mustafa Kemal, Çanakkale Grup Kumandanlığına nasıl atandı ?

…Anafartalar grupu Komutanı Albay Feyzi Bey, Von Sanders’in istediği takviye tümenleriyle birlikte Bolayır’den gelmişti… (8 Ağustos 1915)…(Albay) Feyzi Bey onların ertesi sabah şafaktan önce hazır duruma gelemiyeceklerini ileri sürüyordu. (Alman Komutan) Von Sanders öfkeyle o akşam hücuma geçilmesinin gerekli olduğunda ısrar etti. Albay Feyzi tümen komutanlarının fikrince bunun mümkün olmadığını söyledi. Askerler yorgun ve açtılar. Araziyi tanımıyorlardı. Yeteri kadar topları yoktu.

Von Sanders: “Grup komutanı sizsiniz; siz ne diyorsunuz?” diye sordu.

Albay Feyzi, “Ben de onlar gibi düşünüyorum,” diye cevap verdi.

Liman Von Sanders hemen o an Feyzi’yi komutanlıktan aldı.

(Von Sanders) Sonradan “O akşam Anafartalar grubundaki bütün kıtaların komutasını 19 ncu tümen komutanı  Mustafa Kemal Beye verdim,” diye yazacaktı…”  (Lord Kinrosss, 1.Kitap. Sh:146-147)

**

Bir başka kaynakta Mustafa Kemal’e neden komutanlık verildi ?

“…Liman (Von Sanders) Paşa, (Albay) Mustafa Kemal bu araziyi ve tümenlerin vaziyetini bilmemesi dolayısıyla bizzat Anafartalar Karargâhı’na gelerek kumandayı ele aldı. Fakat ne Mustafa Kemal Paşa, ne Liman Von Sanders tek bir emir vermediler. Kıtaatın iyi istira­hat etmesi, iyi yemek yemesi, vukufla, acelesiz alınan önlemler ve hazırlık, taarruz saatinin iyi tayin edilmiş olması ve tam bir baskın halinde yapılan taarruz zaferle neticelenmişti.

12. Tümen, Feyzi Bey’in vaktiyle kumandanı bulunup yetiş­tirdiği ve o zamanlar Liman Paşa’nın bir denetlemesinde onu bir örnek olarak gösterdiği bu meşhur tümen, daha ilk hamlede düşman siperlerine girdi.

(Görevden alınan) Albay Feyzi Bey İstanbul’a geldi. Fakat cepheden Enver Paşaya gelen muhtelif mektuplarla bu zaferin Feyzi Bey sayesinde kazanıldığı bildirildiğinden, Alman kumandanlığı karşısında onun yalnız emekliye sevkedilmesiyle yetinildi. Emekli olarak Viyana Askerî Ateşeliği’ne gönderildi.

Aradan aylar geçti, bir kış günü İstanbul’dan, Viyana Askerî Ateşeliği’ne bir zarf geldi. Feyzi Bey zarfı açınca bir madalya ile ödüllendirilmek istendiğini gördü. Tebessüm ettikten sonra bunları geriye iade etti.

-Atatürk, Anafartalar hatıratında şöyle demiştir; “Liman Paşa taarruzun 26-27 Temmuz gecesinde (8-9 Ağustos) icrasını talep etmiş, Feyzi Bey ertesi güne ertelenmesi teklifini de münasip görmüş ve bunun için askerin yorgunluğunu ve araziyi tanımayışını sebep olarak göstermişti. Bu anlaşmazlıktan dolayı kuman­danlıktan geri alınmıştı.”

-Askerî Tarih Encümeni’nin yorumu şöyleydi: “Feyzi Bey’in kumandayı Mustafa Kemal’e devretmesi ordudan tebliğ edildi ve taarruz Feyzi Bey’in düzenlediği şekilde ertesi gün dinlenmiş olan birliklerle yapıldı. Bizce bu isabet oldu.”

-19 Nisan 1989 tarihli Tasvir gazetesinde yayınlanan hatı­ralarında General Cemil Conk’da konuyla ilgili bu bilgileri doğrulamaktadır: “Nihayet topraktan yatağımda doğruldum. Ordudan gelen emir Feyzi Bey’in yerine kumandayı Mustafa Kemal Bey’in deruhte ettiği ve yarınki taarruzun evvelce verilen emir gereğince yapı­lacağını bildiriyordu.

Anafartalar grup kumandanı Kıdemli Kurmay Albay Ahmed Feyzi Bey düşmanın esas darbeyi kendi bölgesinden vuraca­ğının bilincindeydi ve savunma planını da ona göre yapmıştı. Ağustos’un 7’sinde Kıdemli Kurmay Albay Ahmed Feyzi’nin kolordusundan başka Conkbayırı’ndaki savaşları da idare ede­ceği üzerine onay çıktı. Düşman tüm vurucu gücüyle bölgeye asker çıkarıp yığarken Türk tarafında da bölgeye intikal etmek üzere Bolayır’dan 12. ve Gelibolu’dan 20. Tümenler yola çıkarıl­mıştı. Kıdemli Kurmay Albay Ahmet Feyzi Bey’in emrine gir­mek üzere gelen bu iki tümenin kumandanları da çok değerli ve tecrübeli iki komutan Yarbay Salâhaddin Adil ve Kurmay Albay Halil Beyler idi. Gece geç saatlerde intikal eden birlikleri nasıl en iyi şekilde yerleştirmek gerektiği üzerine düşünen Ahmed Feyzi Bey’in aksine ordu komutanı Liman Von Sanders, ula­şan birliklerin hemen taarruza geçmesi için Ahmed Feyzi Bey’e o gece emir vermişti. Ahmed Feyzi Bey ise askerin bu yorgun aç ve susuz haliyle yapacağı erken hücumun büyük kayıplara yol açacağının bilincindeydi ve daha sakin davranmak taraftarıydı.

Bu durum üzerine taarruz bile beklenmeden Ahmed Feyzi Bey Anafartalar Grup Komutanlıgı’ndan alınmıştır. 9 Ağustos’ta Albay Mustafa Kemâl, Anafartalar Grup Komutanı olmuştur.”(Osman Öndeş, “Vurun Osmanlıya” Sh: 30’dan 53’e.)

*

Alman Kaynaklarına Göre Çanakkale Savaşı ve Zaferi”

…bizzat Liman von Sanders’in kendi eleştirisidir. Von Sanders, özellikle de Arıburnu’na 25 Nisan’da yapılan çıkarmanın ardından başlayan savunma savaşlarında verilen kayıpların çok fazla olmasını kendi yanlış kararı olarak değerlendirirken şunları yazmaktadır:

Bununla beraber bu taarruzun benim tarafımdan yapılmış bir hata olduğunu kabul ederim. Bu hata, düşman kuvvetlerini iyi takdir edememekten ileri gelmişti. Sayı olarak az olmakla beraber, bir de cephaneyi idareli kullanmaya mecbur olan topçumuzla bu taarruzun başarılı olamayacağını hesaplayamamıştım.” https://belleten.gov.tr/tam-metin/279/tur

*

“Mustafa Kemal (Bana) Madalya bile vermediler ?”

“Atatürk’le Mahrem’ Bir Görüşme…

(Aktaran Ekrem Rize; Rize Mebusu, Millî Müdafaa Komisyonu kâtipliği ve sözcülüğü yapmıştır. İstiklal Madalyası sahibidir)

Ekrem Rize’nin “Atatürk’le Mahrem Bir Görüşmesi” başlığı altında anlat­tıkları şunlardan ibarettir:

(Paşa) -“…Söyle! Anafartalar gibi bir muzafferiyeti kazandıktan sonra bana ne yaptılar?

Ekrem duruyordu.

Paşa tekrar sordu:

Söyle! Anafartalar gibi bir muzafferiyeti kazandıktan sonra, bana ne yapmaları lâzım gelirdi?

Ekrem hâlâ duruyordu.

Paşa gülerek tekrar sordu; bu defa Recep Bey cevap verdi:

-En aşağı bir terfi.

Paşa devam etti:

Terfi değil, bir madalya bile vermediler. Cezalandırdılar, yalnız cezalandırdılar! “ (Osman Öndeş)

**

Söz ola kese savaşı, Söz ola KESTİRE BAŞI !”

Lord Kinross, Sakarya Savaşı’nı aktarıyor :

“…YUNANLILAR 13 Ağustos 1921’de yeniden hücuma geçtiler

“…Derken (Yunan) General Papulas, yeni planını uygulamak için Sakarya üzerinde köprüler kurmaya başladı.

Bunu izleyen savaş tam yirmi iki gün, yirmi iki gece sürdü…Türkler, bazı tepeleri tutuyor, bazılarını kaybediyorlardı. Bazı tepeler ise birkaç defa el değiştiriyor ve birbiri arkasından girişilen hücumlar Türk birliklerine insan kaybına mal oluyordu. Oysa ki, Türkler, Yunanlıların sayı üstünlüğünü göz önünde tutarak kuvvetlerini idareli kullanmak zorundaydılar.

Mustafa Kemal, bu durumdan yeni bir taktik dersi almıştı.

Burada elinde Gelibolu’da (Anafartalar’da) olduğu gibi, rahatça savaşa sürebileceği iyi silahlanmış binlerce yedek yoktu. Bir iki defa bir başarısızlık ihtimalinden ve Sivas’a çekilmekten söz etmiş,

lâkin (çok yakın arkadaşı) Miralay -Ayıcı- Arif ona alaylı bir şekilde takılmıştı:

-“Bu memlekette sebepli sebepsiz ölüme gönderebilecek yeteri kadar adam bulabilirsin. Kimse çıkıp da insan hayatının hesabını sormaz ! “

Miralay -Ayıcı- Arif,(**) (İzmir suikastıyla ilişkilendirilerek) 1926 da İzmir mahkemeleri sonunda idam edilmiştir. (Lord Kinross. 2.Kitap)

*

İngiliz-Fransızlar İle Osmanlı’nın Çanakkale’deki İnsan kaybı ?

İngilizler ve Fransızlar Gelibolu’da çoğunlukla Çanakkale’ye sömürgelerinden getirdikleri erlerle savaştılar.

Osmanlı’nın kaybı : “Gelibolu’daki mevcudu 300.000 idi. Bunların 55.000’i ölü, 21.000’i hastalıktan ölen, 100.000 yaralı, 64.000 hastalıktan terhis, 10.000 kayıp olmak üzere toplam 250.000 zayiât vermektedir.(***)

Bu kayıplardaki çıplak gerçek ise, Osmanlı’nın yetişmiş seferi-askeri gücü yanında 30 yılda büyük zorlukla yetiştirdiği üniversite öğrencilerinin büyük çoğunluğunu şehit vererek, geleceğini kuracak altın nesli kaybetmiş olmasıdır.

*

www.canmehmet.com

Resim : Tarafımızdan düzenlenmiştir.

Not : İçerikteki vurgulamalar tarafımızdan yapılmıştır.

(*)

1)LORD KINROSS -ATATÜRK – BİR MÎLLETİN YENİDEN DOĞUŞU. 1.ci ve 2.ci kitap

2)Ord. Prof. Enver Ziya Karal, Tarih Notları, sh. 109. (Osmanlının Tasfiyesi, Cengiz Yazoğlu)

4) http://uyg.tsk.tr/ataturk/milli_mucadele/birincidunya.asp  

5) https://atamdergi.gov.tr/tam-metin/204/tur

6) Necmettin Alkan. Alman Kaynaklarına Göre Çanakkale Savaşı ve Zaferi. (Belleten /Türk Tarih Kurumu https://belleten.gov.tr/tam-metin/279/tur)

7) “VURUN OSMANLI’YA Bir Medeniyet Nasıl Yok Edildi?” Osman Öndeş.

8) Hüseyin Kazım Kadri, Bir Milletin Dirilişi.

9) Çanakkale Valiliği yayınları, vb

10) Ekrem Rize (Rize mebusu)

(**) Miralay Arif Bey kimdir ?  Atatürk’ün okul ve silah arkadaşı ve çok yakınında olan Arif Bey, on yılı aşkın bir zaman içinde cepheden cepheye koşmuş ve muharebelerin en önemli ve en çetin süreçlerinde bir nevi çelik çekirdek hükmünde konumlarını muhafaza etmişlerdir.

(***)Avusturya Askerî Ataşesi Joseph Pomiankowski’nin zikrettiği rakamlar. (Belleten /Türk Tarih Kurumu. Alman Kaynaklarına Göre Çanakkale Savaşı ve Zaferi. Necmettin Alkan. Karadeniz Teknik Üniversitesi,  https://belleten.gov.tr/tam-metin/279/tur

Yorum gönder

*