Cenaze Töreninde Kaldırılan Örtü : Özümüzü Yediler, Gerçeğimizi İçtiler, Yavaş Yavaş Ruhumuzu Tükettiler. (3)
“İyilik yapanın cezası vardır.”
Peki, bu, gerçekten böyle midir?
Elbette Hayır !
…
“İyiydin ve cezalandırıldın” diye bir durum söz konusu değil.
Sen iyiydin ve DOĞRU olanı yaptın.
O kötü bir insandı ve YANLIŞ olanı yaptı.”
**
Konu ile ilgili olduğu için genlerin insanın (Örneğin : Yahudilerin) karakteri üzerindeki etkilerini bir araştırmanın (*) gölgesinde değerlendirdiğimizde ortaya çıkan tablo :
İnsanın (Yahudilerin) karakter özelliklerini belirleyen genler midir, çevre-eğitim-yaşam deneyimleri midir ?
Genel kabul : İnsanın siyaset, risk veya adalet gibi konulardaki tutumlarının tamamen yetiştirilme tarzı, eğitim ve yaşam deneyimleri tarafından şekillendirildiğini varsayar.
Ancak, bu konuda bilim : “Davranış genetiği alanındaki çalışmalar bize daha farklı ve karmaşık bir hikaye anlatmaktadır.”
Genler sadece boyunuzu veya göz renginizi etkilemekle kalmıyor; aynı zamanda kişiliğinize, yatkınlıklarınıza ve hatta en derinlerde yatan görüşlerinize de iz bırakıyorlar.
Genlerin etkin olmaya başladığı nokta, çevre ile etkileşimde ortaya çıktığı düşünülmektedir. Açık ifadesi ile, İçerisinde bulunulan örneğin : riskli veya ağır bir kayıp ortamında genler davranışları belirlemeye ve yönlendirmeye başlamaktadır.
“İki insan genetik olarak ne kadar yakınsa, sadece fiziksel olarak değil, psikolojik olarak da o kadar benzer olma eğilimindedirler.”
Araştırmalara göre insanların miras aldığı şey belirli bir siyasi görüş değil, daha ziyade bilgiyi işleme, tehditleri algılama ve yeniliğe tepki verme biçimleridir ve bu temel psikolojik eğilimler, sosyal bir bağlamda siyasi tutumlar olarak kendini gösterir.
“Ve yine genel kabullere göre : Genlerin siyasi kaderleri değil, yatkınlıkları yarattığı yönündedir.”
**
Cenaze Töreni ile ilgili olarak kaldığımız yerden devamla :
“…Davanın ilk duruşması 27 Ağustos tarihinde yapıldı. Tanıklar sanıkların olaylar sırasında işlerinin başında bulundukları yolunda ifa verdiler. Akşam gazetesi muhabiri Esat Mahmut Bey mahkemeye verdiği ifadesinde, “Niyego ailesinin evine gidip odaya girdiğimde orada bulunan bütün Yahudiler üstüme gelerek, ‘Aramızdan birini öldürdünüz. Hepimizi yok etmek mi istiyorsunuz?’ diye bağırdılar” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:
“Vak’anın tahkiki için hadise günü Şişhane’de Eliza’nın apartmanına gittim. Son Saat muhabirlerinden Ekrem Bey’le birlikte idik. Maktulün evi ve sokak çoluk çocuk, kadın, erkek kalabalığı ile dolu idi.
Bizim gazeteci olduğumuzu öğrenen Yahudiler: ‘Siz alçak herifler, hem yalan yazarsınız hem de gelip bizimle konuşursunuz !‘ dediler. Kendilerini teskine uğraştık, o sırada fotoğrafçı arkadaşımız Emin Bey de geldi. Arkadaşımız iri yarı olduğu için cesaretimizi takviye eder gibi oldu. O sırada tekrar bize sövmeğe başladılar. ‘Rezil, alçak Türkler!’ diye bağırıyorlardı. Cenaze günü tekrar bunlara rastladım. Hepsi birer kahraman kesilmişler, bağırıyorlardı.
Bilhassa şu asker elbiselisi (Avram’ı göstererek) cephede harbeder gibi kahraman kesilmişti.’ Şahitlerden foto Emin de şunları söylemiştir: Biz Eliza’nın evinde iken orada tanıdığım Raşel isminde bir matmazel: ‘Siz ltalya, İsviçre kanunları alsanız da adam olamazsınız’ diye yüzümüze haykırmıştı. ” (1)
Olaylar İstanbul dışına da sirayet etti. Edirne’nin ilçesi Uzunköprü Yahudilere ait evler taşlandı. İzmir’de de olaylar meydana geldi. Türk Ocağı İzmir Şubesi üyelerinin “Elza Niyego’nun yasını mı tutuyorsunuz? Sağda solda bulunan lbranice yazılı afişleri hemen kaldırınız yoksa biz kaldırırız !” diye haykırmaları üzerine İzmir cemaati baş hahamı Moşe Melamed, “Bunları hiçbiri doğru değil ! Bizler buradayız, sinagog orada. Gidin araştırın” cevabını verdi.
İzmir’de Yahudi aleyhtarı çok büyük bir gösteri yapıldı. Gösteride hükümetten, Yahudi cemaatine ait okulları gazetelerin ve Hahambaşılığın kapatılması talep edildi. Halktan, Yahudilere ait ticarethaneleri boykot etmeleri, hükümetten de askerlik göre yapmamış olan Yahudileri Türkiye’den kovması istendi. (2)
20 Ağustos günü üç Türk öğrenci Karataş’daki Yahudi hastahanesine gidip yetkililerden, hastahanenin içinde bulunan ve üzerinde İbranice harfler yazılı olan bir mermer plakanın hemen oradan kaldırılmasını istediler. Hastahane katibinin bunu yapmaması üzeri orayı terk ettiler ve az sonra daha kalabalık bir öğrenci grubu halinde ve çekiç gibi aletlerle birlikte geri dönüp mermer plakayı kendileri kaldırdılar. Benzeri bir şekilde İzmir Yahudi cemaati merkezinde bulunan üç dilde yazılı bir ilan da öğrenciler tarafından yırtıldı.(3)
İzmir’de meydana gelen bu olaylar üzerine kentin önde gelen avukat, doktor ve tüccarları oluşan bir heyet meydana gelen olaylardan dolayı İzmir Yahudi cemaati liderlerine üzüntülerini bildirdiler. Daha sonra Yahudi ve Türk toplumları ilişkilerinin dostane bir şekilde güçlenmesi için yapılması gerekenler konuşuldu ve Yahudilerin Türkleşmeleri konusu tanışıldı.(4)
İzmir’deki bu olaylar üzerine Yunus Nadi başyazısında herkesi sükunete davet etti. Katil Osman Ratıp’la birlikte olaylara neden olan Yahudilerin de tutuklandıklarına dikkati çekerek hu durum karşısında daha ne istenebileceğini sordu ve duruşmanın sonuçlarının beklenmesini tavsiye etti.
Yunus Nadi dünyada moda olan antisemitiz Türkiye’de de birkaç taraftar bulmuş olabileceğine dikkati çekerek hükümetin buna tahammül edemeyeceğini ve dinsel peşin yargılara dayanılarak antisemitizmin Türk halkını tahrik etmesine ve Türkiye’de yerleşmesine izin verilemeyeceğini yazdı.(5)
Son Saat gazetesi sahiplerinden Ali Ekrem Bey, bir Yahudi dostunun basının olaylar karşısında Yahudilere karşı sergilemiş olduğu tavrı “haksız” olarak nitelemesi üzerine ona sitem de bulundu, Yahudi halkının Türkçe konuşmamasını ve yabancı gibi yaşamasını eleştirdi. Yahudi dostu, Ali Ekrem Bey’e Yahudi halkının Türkçe konuşmamasının yüzyıllardan beri süregelen bir eğitim sisteminden kaynaklandığını ve Osmanlı devletinde kimsenin Yahudileri Türkçe öğrenmeye zorlamadığını hatırlattı.
Cumhuriyet’in ilanından sonra Yahudi okullarında eğitimin hızla Türkçeleştirildiğini ve meselenin halli için sadece zamana ihtiyaç olduğunu belirtti. Ancak savunulan bu görüş Son Saat sahibini ikna etmedi ve gazete kanaatini şöyle belirtti:
“Musevi arkadaşımın bu sözlerinden bir sonuç çıkarmak lazım. Musevilerin bu ülkede kendilerini yabancı gibi gördükleri inkar edilemez. Bunun farkına varmak için onlarla yakından veya uzaktan ilişkide bulunmak yeterlidir. Yabancılar olarak bu ülkenin kaderine kayıtsız kalıyorlar.
Belki kitle halinde bize karşı kötü niyetleri yoktur ama bizim iyiliğimizi istedikleri de ispatlanamaz. Bu nedenle kendilerinden süratle bu zihniyeti değiştirmelerini bekliyoruz. Biz de padişahların rejimi altında Yahudilere karşı yeterince gösterilmemiş olan dikkati şimdi göstermeliyiz” (6)
Olayların gelişmesi üzerine cemaati temsil eden bir heyet, TBMM başkanı Kazım (Özalp) Paşa ile Başvekil lsmet Paşa’ya birer mektup yazarak kendileri kabul etmelerini rica ettiler. Kazım Paşa bu ricaya olumlu cevap verdi.
Kazım Paşa’nın heyeti kabul etmesi Cumhuriyet gazetesi sahibi Yunus Nadi’nin arabuluculuğu sayesinde gerçekleşti.
Heyet, 12 Eylül 1927 günü Kazım Paşa’yı Dolmabahçe Sarayı’nda ziyaret etti ve Yahudilerin Türkiye’ye olan sadakatlerini ve olaylar karşısında duydukları derin üzüntüyü dile getirdi. Basının ileri sürdüğü olayların aslında meydana gelmediğini iddia etti. Basının tahrik edici yayınlan olmasaydı olayın böyle büyümeyeceğini belirtti.
Kazım Paşa heyete, hükümetin Yahudi toplumunun tamamının bu olayla bir ilgisi olmadığına emin olduğu cevabını verdi. Heyet Kazım Paşa’dan söylediği bu sözleri Yahudi halkına iletmek için yetki istedi. Kazım Paşa da “iletiniz, sizi yetkili kılıyorum” şeklinde cevap verdi.
Heyet daha sonra Kazım Paşa ile Yahudilerin Türkleşmeleri konusunu müzakere etti. Kazım Paşa’ya Yahudiler arasında Türkçeye bihakkın vakıf şair ve aydınların yetiştiğini, Yahudi okulları Türkçe eğitimin ilerleme kaydettiğini bildirerek Yahudilerin Türkleşme yolunda ilerlediklerini vurguladılar.
Yahudi cemaatini temsil eden heyetin Kazım Paşa ile olan görüşmesinden hemen sonra görüşmenin gerçekleşmesini sağlayan Yunus Nadi, Mustafa Kemal’in Ankara’da inşa edilecek hir heykeli için Yahudilerin elli bin lira bağışta bulunarak Türkiye’ye olan sadakatlerini kanıtlamalarını istedi. Bu istekten iki gün sonra da bu bağış tutarının yarı hemen ödenmesini talep etti.(7)
… 20 Eylül tarihli son celsede davacı taraf olan kamunun avukatlığını yapan eski Edirne mebusu Şeref Bey konuşmasında gösterilerin önceden tasarlanmış olduğunda ısrar etti:
“Onların Türk olduklarını sanırken ülkenin kaderini yöneten birinin arabasının önüne kendilerini attılar. Bu insanın ‘onları dağıtın’ demesi üzerine Norbert laytes, Avram Korrida ve David Boton hiç utanmadan onları en karanlık günlerde kabul edip varlıklarının kaynaklarını kendileri açan Türklere karşı ‘Kalleş Türkler!’ diye bağırdılar.
Şişhane Karakolu’nda haykıran sesler altı veya yedi yıl önce lstanbul’da yabancı bayraklar görüldüğünde sevinçle bağıran sesler değil miydi? Şişhane Karakolu’nda tramvayları ve otomobilleri durduran eller altı veya yedi yıl önce hiçbir yerde görülmemiş bir şekilde siyonist bayrak dalgalandığında onu alkışlayan eller değil miydi?
Onlara şunu diyoruz: ‘Sizler Türksünüz ve Türk gibi davranmalısınız’. Onlar ise cemaatlerinin başına Yunan uyruklu bir kişiyi getiriyorlar.”
Sanık avukatlarından Avram Nahon (lbrahim Nom) savunmasında Yahudi toplumunun Türkiye Cumhuriyeti’ne olan sadakatini yineledi… Türkiye Cumhuriyeti topraklarında oturan Yahudilerin hiçbir zaman siyonizm hülyasına kapılmadıklarını, tümünün Türk vatanına kalben bağlı gerçek Türkler olduklarını vurguladı.(8)
21 Eylül 1927 günkü celsede karar açıklandı. Kararda, saldırıya uğradıkları yolunda ifade veren polis memurları Ali ve Şerafettin’in cenazeden sonra ilk düzenledikleri raporda hakarete ve saldırıya uğradıkları konusunda hiçbir ifadeye yer vermedikleri, mahkeme önünde ifade verdiklerinde ise saldırıya uğradıklarını söyledikleri, tanıkların ifadeleri de birbirini tutmadığı için sanıklara isnat edilen suçların açık bir şekilde kanıtlanamadığı belirtildi ve sekiz Yahudinin beraatine karar verildi.
Sadece asker Avram Korrida, Şükrü adlı şahsı kesici bir aletle yaraladığından 35 gün hapse mahkum oldu , bunun 33 gününü hapiste geçirdiği için iki gün daha hapis yatmasına karar verildi…” (**)
...1928 yılının Nisan ayında mahkeme Osman Ratıp’ın akli dengesinin yerinde olmadığına ve ömür boyu Bakırköy Emraz-ı Akliyye Hastahanesi’nde kalmasına karar verdi.259 Cinayetten on yıl sonra da bir başka akıl hastası tarafından öldürüldü.(9)
Resim : tarafımızdan düzenlenmiştir.
Açıklama ve kaynaklar :
(*) https://psychology.town/neuropsychology/genetic-roots-behavior-attitudes-nature-nurture/
(**) Alıntı : Rifat N. Bali, “Bir Türkleştirme Serüveni” [1923-1945], Sahife : 109-131
Yararlanılan diğer kaynaklar :
a) https://www.avlaremoz.com/sessizligi-yirtan-bir-cinayet-elza-niyego-sait-cetinoglu/
b) https://www.salom.com.tr/haber/135483/elsa-niegonun-cenaze-alayi (Raşel Meseri)
c) ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE HAKARET SUÇU VE DAVALARI (1926-1950)
Süleyman SİNİN. Dr. Öğr. Üyesi, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü,
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/5242812
Aşağıda verilen dipnotlar : Rifat N. Bali, “Bir Türkleştirme Serüveni” [1923-1945], Sahife : 109-131. Eserine aittir.
(1) “Taşkınlık yapan Musevilerin muhakemesi”, Cumhuriyet, 8 Eylül 1927, aktaran “40 yıl önce”, Cumhuriyet, 8 Eylül 1966.
(2) “Antisemitism in Turkey”, The]ew Chronicle, 9 Eylül 1927, s. 22-23.
(3)PRO, 21 Eylül 1927 tarih ve F0371/l2318 54625, E4102/ 73/44 sa belge.
(4) “Jews in Turkey”, The Jewish Chronicle, 7 Ekim 1927, sh. 17.
(5) Yunus Nadi, “Toujours la meme affeire”, La Republique, 26 Ağustos 1927.
(6) “Pourquoi les juifs ne savent pas le Turc” , Le Journal d’Orient 2 Eylül 1927, aktaran AMA, 8 Eylül 1927 aktaran : AMA, 8 Eylül 1927 Tarih 867.4016/999 sayılı belge.
(7) YIVO Institute for Jewish Research arşivi, Lucien Wolf’a Berlin’den 12 Kasım l927’de gönderilen mektup. Bu belgede Gazi Mustafa Kemal için Filistinde yapılacak bir anıt için bağış toplanması istendiği belirtildi. Muhtemelen bu Ankara’da yapılacak anıt içindi.
(8)”Le proces des manifestations de Chichane-Karakol”, La Republique, 22 Eylül 1927.
(9) “Elza Niyego’nun katili tımarhanede öldürüldü”, Haber Akşam Postası 20 Mayıs 1937.



Yorum gönder