×

Elza Niyego’nun Cenazesiyle Birlikte Gömülenler! Kimler “Özümüzü Yediler, Gerçeğimizi İçtiler, Yavaş Yavaş Ruhumuzu Tükettiler?” (2)

“İyilik yapanın cezası vardır.”

Peki, bu, gerçekten böyle midir?

Elbette Hayır !

İyiydin ve cezalandırıldın” diye bir durum söz konusu değil.

Sen iyiydin ve DOĞRU olanı yaptın.

O kötü bir insandı ve YANLIŞ olanı yaptı.”

İyiliğin (muhatabından) beklenen bir karşılığı yoktur. (Varsa, bu, “iyilik” değil, ticarettir.)

İyilik : Yaratanın verdiklerine karşılık bir şükürdür. Ve bunun karşılığı da şükrün sahibindedir. “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” Buhârî, Mağâzî, 35. (*)

**

Kaldığımız yerden devamla:

“Geçen gün kamu hukukunu ilgilendiren bir cinayet üzerine bazı Yahudiler kanuna aykırı ve kamu güvenliğine bilinçli bir şekilde tecavüz eden davranışlarda bulundular. Sokaklarda ‘Adalet istiyoruz !’ diye bağırmaya cüret eden, trafiği   durduran, zabıta kuvvetlerine direnen bu küstahlar, Türkiye Cumhuriyeti’nde kanunların mevcut olduğunu ve kanunların her şeye hükümran olduğunu yakından göreceklerdir.

Her zaman ve her yerde bu tür cinayetler işlenebilir. Bu şekilde Zulfa adında bir kadın katledilmişti. Katil onu 18 bıçak darbesiyle öldürmüştü, üstelik de kadın hamileydi. Bu da acıma ve dehşet uyandıran bir cinayettir.

Gösteri yapan bu kişiler sadece bu hisler altında hareket etmişlerse aynı türden başka bir sürü dramlar meydana geldiğinde bu hislerini niye sergilemedikleri soru Kamu güvenliğini bozmaya teşebbüs eden ve zabıta kuvvetlerine direnen kişilere karşı kanunun gereklerini en şiddetli bir şekilde tatbik edeceğiz.”

Cumhuriyet Savcısı soruşturmayı şahsen yürüttü ve olaylara karıştıkları iddiasıyla 21 Ağustos 1927 günü, David Boton ve sekiz Yahudiyi gözaltına aldı. Cemaat yönetimi gözaltına alınanların kefalet karşılığında serbest bırakılmaları için uğraştı, ancak başarılı olamadı. Tutuklular hapiste oldukları süre zarfında adi suçlularla bir arada tutuldular. Basının tahrikçi yayınları nedeniyle tutukluların savunmalarını üstlenecek avukatlar bulmak çok zor olduğundan büyük gayretler sarf edildikten ve önemli meblağların ödeneceğine dair sözler verildikten sonra savunma avukatları bulundu.

Gözaltına alınan kişilerin olayların çıkmasına neden oldukları da doğru değildi. Muhtemelen iftiraya uğramışlardı. Polisin hangi yöntemlerle bu kişileri tespit ettiğini anlamak için cereyan eden şu konuşmaya bakmak yeterlidir.

Polis, Hahambaşı Haim Becerano’ya gidip cenaze günü gösteride bulunduğu söylenen Hahambaşılık genel katibi Samuel Altabefi de tutuklamak istediğini söyledi. Becerano polise bir hatanın olup olmadığını sordu. Polis, kendisine bir hata olmadığı, halkın Altabef’i cenaze günü kalabalık arasında gördüğü cevabını verdi. Bunun üzerine Hahambaşı, Altabef’in iki aydan beri Avrupa’da bulunduğunu söyledi.

Rum ve Ermeni  cemaatleri de olayın meydana gelmesini fırsat bilip resmi makamlara Yahudilerin kendilerinden daha kötü bir cemaat olduğunu göstermeye çalıştılar.

Tutukluların gözaltına alındıkları gün ilk duruşma yapıldı. Cumhuriyet Savcısı tutuklular hakkında çok sert bir dille suçlamalarda bulundu:

“Cenaze Beyoğlu’ndan geçerken ‘Adalet isteriz !’ diye bağırmağa başlamışlar, işi otomobilleri, tramvayları durdurmaya kadar ileri götürmüşler, zabıtaya ve devlet memur ve kanunları dil uzatmışlardır. Burada cürüm bir değil, birkaç tanedir. Evvela zabıtaya fiili bir hakaret bahis konusudur. Saniyen TCK’nın 312. maddesi mucibince halkı yekdiğerine karşı kindar bir vaziyet almaya tahrik vardır. Sonra toplanma kanununa aykırı hareket edilmiştir. Huzurdaki mazmunlar Türkiye hudutları dahilinde sükünetle yaşayan bu milletin huzurunu ihlal etmişlerdir. ”

Savcı tutukluları, TCK’nın 159. maddesi gereğince Türklüğü tahkir suçuyla da suçladı. Mahkeme bu ilk celseden sonra tutukluları serbest bırakılmamalarına ve ilk duruşmanın 27 Ağustos 1927 günü yapılmasına karar verdi. 22 Ağustos 1927 günü Çengelköy’de bedelli askerlik yapan Avram Korrida da tutuklandı. Avram cenaze sırasında Şükrü Efendi adlı bir kişiye saldırıp onu yaralamakla suçlandı. Avram mahkemeye getirilirken ağlayarak, “Bana acıyın. Ben suçlu değilim, beni asmayın  !” diye yalvardı.

Basın Yahudi cemaatini ağır bir dille eleştirdi. Millet gazetesi şu yorumda bulundu:

“Galata Köprüsünün öbür yakasında yayımlanan Fransızca bir gazetenin (Le Journal d’Orient – RNB) bu ileri geri gösterilerin meydana gelmesine sebep olduğu anlaşılmıştır. Türk parasıyla ve bu ülkenin gerçek sahipleri olan Türklerden daha müreffeh bir şekilde yaşayan ve aklıselime sahip herkes tarafından kınanan bu Yahudilerin bu tür davranışları anlaşılır değil.”

Akşam gazetesi ise,

“Sadakatlerini ve ağırbaşlılıklarını  bildiğimiz  Yahudi  vatandaşlarımızın  cenaze vesilesiyle gerçekten ileri geri hareketlerde bulunduklarına inanmayı red ediyoruz” yorumunda bulundu.

Milliyet ise başyazısında özetle şöyle yazdı:

“Herkes Polonya’daki Yahudi kırımını, Ukrayna’daki Yahudilerin tehcirini ve Romanya’daki Yahudilere yapılan kötü muameleyi hatırlatır. Niye Türkiye Yahudileri bu olaylara müdahale etmediler? Zira hahamlar Musa’nın evlatlarına durumlarından daima memnun olmalarını nasihat ettiler. Elza Niyego’nun katledilmesinin yası o kadar derindi ki Galata Yahudileri bu bilge tavsiyeyi unuttular. Yüzyıllar boyunca takmış oldukları sahte memnuniyet maskeleri aniden yüzlerinden düştü. Dört yüz yıldan beri ilk kez bir Yahudi cemaati savunmadan saldırıya geçmiştir. Ve bilir misiniz dünyanın neresinde? Türkiye’de, maalesef, hayatlarını borçlu oldukları ülkede. “(**)

Basının, bu cinayet nedeniyle sinagogların dolup boşaldığı ve Yahudilerin siyah kurdele takıp matem tuttukları yolunda haberler yayımlaması üzerine Hahambaşı Becerano bu haberleri tekzip etti ve sinagogların boş olduğunu söyledi.

Yunus Nadi “Ülkeyi sevmemiz, kanunlarına riayet etmemiz veya… yeri boşaltmamız lazım!” başlığını verdiği yazısında, Yahudi cemaatine gözdağı verdi. Basit bir cinayetin bu şekilde büyümesinin ve Osman Ratıp  Bey’in Elza Niyego’yu öldürmesinin bir Türk  tarafından  tüm  Yahudilere  karşı yapılmış  bir saldırı olarak anlaşılmasının yanlış olduğunu belirtti ve satırlarına şöyle devam etti:

“Diğer etnik unsurlara karşı gösterdiği hoşgörüsüyle her zaman temayüz eden Türk halkı yakın tarihte gerçekleştirdiği ihtilal sırasında Türk yurttaşı olmayı kabul eden herkesi kanunlar önünde eşit kabul ettiğini ilan etmiştir. Bu ülke Osmanlı İmparatorluğu’nun tasfiye edilmesinden sonra tesis edilmiş olup Cumhuriyet Türkiye’sinin bütün halkı için en büyük lütuftur.

Ancak yurttaşlarımız bu lütufa layık olmalılar ve bu yüksek toplumsal formülün onlara söz verdiği avantajları elde etmek için tüm gayretlerini sarf etmelidirler.  İHTİLAL en ileri çağdaş ilkeleri ilan etmiş olduğu halde yurttaşlarımızın bazılarının eski kabile zihniyetine sarılmaları ve bu ilkel ve saçma hissi her vesileyle göstermeleri kuşkusuz hatadır. Bunları genel olarak tüm  yurttaşlarımız  için söylediğimizi altını çizerek  belirtmek istiyoruz.

Bu vatanda yaşayan herkesin her gün birbirlerine daha çok yaklaşmalarını ve bir gün birbirleriyle ayrılmazcasına kaynaşmış olmalarını tüm kalbimizle arzu ediyoruz. Anayasamızın ne ilan ettiğini bir daha yüksek sesle söyleyelim:

‘Vatan olarak kabul edip Türk topraklarında oturan herkes din ve ırk farkı gözetmeksizin Türk vatandaşıdır.’

Bu ilkenin ülkenin Anayasa’sına dahil edilmesi muhteşem ve sınırsız etkiye haiz bir olaydır, ancak bunun yeterli olmadığını düşünüyoruz. Bunun kesinlikle gerçekleşmesi için her yurttaşın sevinçli bir şekilde katkıda bulunması şarttır.

Ayrıca ona harfiyen itaat etme ödevimizi yerine getirmediğimiz takdirde bizi hiç affetmeyecek bir ilkeyle karşı karşıya olduğumuzu iyice düşünmek lazım, zira ona itaat etmediğimiz takdirde… meydanı boşaltıp hoşumuza giden yere gitmemizden başka yapabileceğimiz bir şey yoktur!” (***)

Devam edecek…

**

www.canmehmet.com.tr

https://canmehmet.com.tr/mustafa-kemal-pasa-ile-latife-hanimin-bosanma-nedenleri

Resim : tarafımızdan düzenlenmiştir.

Açıklama ve kaynaklar :

Not : Yazıdaki vurgulamalar tarafımızdan yapılmıştır.

(*) https://x.com/DiyanetVakfi/status/1256267136256925700

(**) AMA, Review of the Turkish press for the period August 14-27, 1927, 29 Ağustos 1927 tarih ve 867.911 1/192 sayı belge, s.  9. (Rifat N. Bali, dipnot)

(***)Alıntı : Rifat N. Bali, “Bir Türkleştirme Serüveni” [1923-1945], Sahife : 109-131

Yararlanılan diğer kaynaklar :

a) https://www.avlaremoz.com/sessizligi-yirtan-bir-cinayet-elza-niyego-sait-cetinoglu/

b) https://www.salom.com.tr/haber/135483/elsa-niegonun-cenaze-alayi (Raşel Meseri)

c) ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE HAKARET SUÇU VE DAVALARI (1926-1950)

Süleyman SİNİN. Dr. Öğr. Üyesi, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü,

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/5242812

Yorum gönder

*