Kemalizm’in Dinselleştirilmesi : İnkılaplarla Hedeflenen Kalkınma Değil, Kimlik Değişimi midir? (4)

(Okuma süresi : 8 Dakika)
İlk üç yazıdan başlıklar :
-Türkiye, Anayasası ve Milli Eğitim Müfredatı ile “Demokratik Ülke” değildir.
– Cumhurbaşkanı – Milli Şef olan İnönü; 75 yıl önceki 1950 seçimlerinde (demokratik rejime geçilen ilk gerçek serbest seçimde artık sürdürülemeyeceği için), Cumhuriyet Halk Partisi’nin altı ok’u için : “Anayasa’dan altı oklu ilkeleri çıkartalım !“ der. Ancak, -CHP’nin arka plandaki iktidarı bugün de sürüyor olmalı ki- oklar halen yerindedir. (1)
-Silahlı Darbeciler, akıllarına estikçe ve çıkarlarına göre Anayasa yaparken; (sözde) Egemen Halk, (Demokrasisiz) Cumhuriyetin ilanından 100 yıl sonra dahi, ancak yetiştirdiği elmalara Ayaklı Kasa yapabilmektedir.
-CHP Yönetimi, 1923-1927 Döneminde inkılaplara hazırlık için başta Muhalif Siyasetçiler olmak üzere Gazete Sahipleri ve Gazetecileri, “İstiklal Mahkemeleri” marifetiyle; İdam, Cinayet ve Hapisle sindirir. (2)
–Muhalefet temizlendikten sonra kontrollerindeki “Milli Eğitim” ve “Matbuat/Basın” üzerinden, “Laiklik” maskesi altında İslam’ı (Anayasa başta olmak üzere) halkın yaşamından çıkartır. (3)
Artık Kemalizm’in dinselleştirilmesi ile Mustafa Kemal’i ilahlaştırılmasının önünde bir engel kalmamıştır.
Aşağıda, tamamı Tek Parti Dönemi CHP’sine ve resmî kurumlara ait olan yayınları-belgeleri, hem ibret alınması hem de o dönemin doğru olarak tanınması için aktarmaya devam ediyoruz.
* * * * * * *
Kaynak : “MUĞLA, Aylık Halkevi Dergisi” [1 İkinciteşrin (Kasım) 1937, Sayı: 9]
“1.sy : Bir Adım Daha (başlıklı yazı) [*]
O’nu sevmeyenin sevgisi yoktur. Onu saymayanın saygısı yoktur. O’nu bilmeyenin bilgisi yoktur. O’na inanmayanın inan(c)ı yoktur. O’na tapmayanın Tanrısı yoktur.
… …Sana kafa veren… O’dur…
…O’nun kurtardığı insanlar, millet değildi; bir çiftliğin uşakları, bir sömürgenin bahtsız kalabalığı idi; insanlarımızı millet yapan O’dur.
O’nun kurtardığı tarih, bir milletin alınyazısı masalı idi; bu masalı tarih yapan, O’dur…
2.sy : …O’nu sevmeyen, saymayan, bilmeyen; O’na inanmayan ve tapmayan, târih de olsa, kahrolur…
[*] Bu yazı, Cumhuriyet’in 14üncü yıldönümünde, Muğla’da açılan Atatürk Anıtı’nda okunan bir söylevdir.”
* * * * * * *
Kaynak : “MUĞLA, Aylık Halkevi Dergisi” [1 Aralık (Birinci Kânun) 1937, Sayı : 10]
4.sy. : Tarih Kurultayı. Yazan : Ekmel İzdem.
“… …Pittard’ı dinledikten sonra, Türk tarihine, evrensel te’sirlerine, tezimizin kuvvetine bir daha inandık. Bizlere kendimizi tanıtan Atatürk’e olan şükran borcumuz, O’na ibadet derecesine yükseldi.”
* * * * * * *
Kaynak : İNAN, Trabzon Halkevi Mecmuası. [Mayıs 1937, Sayı : 1]
Sy.6-7 : Sanat ve Edebiyat (Bölümü)
“Seni Ondan Dinledim (başlıklı yazı – Yazan : Rıfat Necdet Evrimer, 1933)
Seni ondan dinledim, o büyük ihtiyardan…
…
Yıllarca beklemiştik doğudan bir kahraman,
Bir ‘En büyük’ asırlar görmemiş böylesini…
…Asırlarca beklenen kahraman geldiğini.
O yarattı, o yaptı, nasıl tapmayız ona,
Nasıl kurban olmayız onun büyük yoluna…“
* * * * * * *
Kaynak : İNAN, Trabzon Halkevi Mecmuası. [Şubat 1938, Sayı : 8]
“Sy.29-30 : Ayın Hülâsası (bölümü)
Ecnebi Gözüyle Türk İnkılâbı (Yazan-aktaran) Şinasi.
…Geçenlerde Türkiye’ye gelen Viyana Üniversite profesörlerinden Dr. Profesör Baksa’nın, ‘Kemalizm’ başlıklı yazısından aldığım birkaç parçayı, sayın okuyucularıma sunmayı onurlu bir ödev bildim….
…Cumhuriyet’in ilânını tasvir ederken :
‘…Yalnız Halk Partisi’ni (CHP’yi) meydana koyan Atatürk, demokraside o zamana kadar tanınmamış olan (bilinmeyen) ‘Tek Parti” sistemini kurmakta ilk önemli adımını atmış ve böylece, sonraları faşizm ve milli sosyalizmde gördüğümüz bu sistemi kendi yaratmıştır’ diyor.”
* * * * * * *
Kaynak : “ÜLKER, Burdur Halkevi Dergisi” [Ekim 1936, Sayı : 1]
“YÜCE ATATÜRK (giriş yazısı)
…Şüphesiz ki bu tavsifler (vasıflandırmalar), devrimin ilâhi şahsiyetlerini tamamiyle ifadeden uzaktır…
…bütün bu vasıfların genel ifadesi, büyük kurtarıcının fevkalbeşer (insanüstü) şahsiyetinde tecelli eden (beliren) kutsal deha eserinin, her birisinde bir başka mânâ ve mâhiyet arz eden ifadesi demektir…
…hiçbir sanat nev’i (türü), onun ilâhi menâkıbını (menkıbelerini) tasvire muktedir (yeterli) değildir.
Ve itiraf ederim ki, bütün bir ömür onun tasvirini tahayyül (hayal) ettim, bulabildiğim sembol ancak şu oldu : ‘Kadim Olimp’i andıran ‘Çankaya’ tepesinde, Türk rönesansının ideallerini tekevvünle (oluşturmakla) meşgul, kumral saçlı, alev yüzlü bir ilâh.
Gözleri, bir rönesansın altın ziyâlı ufukları karşısında, ebediyete bakan bir ilâh.
Hayata şeref verdikleri günden beri, bir fecrin (şafağın) doğduğu ufka benzeyen, asil ve semâvi alnındaki lâhuti (ilâhi) ışıkla, her vakit bu millete güven ve ümit meşalesi olan bir ilâh.
…Eğil hayretle önünde, şüphesiz ilâh gibidir,
Ve en yüksek şahikadan (tepeden) daha yüce kumral başı.
Alnında som bir hâledir, Türk’ün ilâhi güneşi,
Ve ardında akıp giden, bir kuruluş mevkibidir (kâfilesidir)…
(Yazan) K.A. (Kerim Aydın)”
* * (aynı kaynaktaki diğer bir yazı aşağıdadır / ÜLKER – Ekim 1936) * *
Sy.1-2 : Büyük Devrimin 13. Yıldönümünü Kutlarken
…
Bugünkü : Yalnız Türk tarihinin değil, beşeriyet tarihinin de örneğini kaydetmediği bir devrimin vukua geldiği gündür; elbet yalnız Türk âlemi değil, bütün insaniyet âlemi de her yıl bu devrimi tebcil edecektir (yüceltecektir).
…Büyük inkılâbımız, şimdiye kadar yapılan devrimlerin hiçbiriyle mukayese edilemez…
…Büyük kurtarıcı yüce Atatürk, yalnız bu devrimle değil; hatta Çanakkale, Balkan, Trablus harpleri ile, hayata şeref verdiği günden beri bir fecrin (şafağın) doğduğu ufka benzeyen asil ve semâvi alnındaki lâhuti (İlâhi) ışıkla, her vakit bu millete güven ve ümit vermiştir.
…bu zaferi yaratan ilâhi varlık, elbette bir tanedir ve beynelmilel (milletler arası) hiçbir dâhi ile ölçülemez….
…hemen yarım asırdan beri ilâhi şahsiyetinde tecelli eden hârikulâde eserleri ile İskender, Vaşington, Garibaldi, Napolyon, Hindenburg ile bir tutulamayacağını, (1)921’de Hâkimiyet-i Milliye (gazete)’ye gönderdiğimiz bir büyük hitâbede bildirmekle şeref bulumuştuk.
Bunun içindir ki, kendilerini dünyanın büyük milletlerinden sayanlar bile Atatürk Kemal’in ilâhi eserlerine hayran olduklarını, her vakit itiraftan çekinmemişler ve her vakit kendilerinin de bir Atatürk Kemal’e mazhar olmalarını özlemiştir.
Ve şüphe yoktur ki, birçok milletlerin bugünkü müthiş rejim, ihtilâl ve savaşı, böyle asil bir dehâdan mahrum bulunmalarındandır.
Yalnız bu mazhariyetten dolayı, bütün gün Atatürk’ün geçeceği yollarda şenlik yapmak azdır. Ve yemin ediyorum kadim devirlerde olsaydı, bu tekin varlık, mutlak(a) bütün ilâhların üstünü tanınacaktı…
(Yazan) Kerim Aydınlı Oğlu”
* * * * * * *
Kaynak : “Büyük Gazi’ye İstanbul Darülfünûnu’ndan Küçük Bir Armağan” [1927, İstanbul Millet Matbaası]
“sy. 5 (Edebiyat Fakültesi Dekanı olan Fuat Köprülü’nün yazısı)
‘Büyük Gazi’ hakkındaki tahassüslerimi (hislerimi) soruyorsunuz. İki bin yıllık tarihimizin bu ‘şaheseri’ karşısında, ben de her Türk gibi şükran ve nimetle müterâfik (karışık) bir gurur duyarım:
‘Mustafa Kemal’i yetiştiren bir milletin her ferdi, kendisi için bundan bir gurur hissesi çıkarmakta haklıdır. Şimdiye kadar hiçbir milletin tarihi ‘mefkure’sini bu kadar kuvvetle temsil eden bir milli kahraman yaratamamıştı.
Ancak ‘Türk Milleti’ uzun zamandır çektiği büyük ıstıraplardan sonra, yirmi asırlık tarihinin esrarlı menba’larından aldığı bir kuvvetle, ‘Gazi’sini yarattı; işte bu sebeple bugün Türk milletinin nazarında ‘Milli Mefkure’, ‘Gazi’den ve ‘Gazi’ (de), ‘Milli Mefkure’den başka bir şey değildir.
(Yazan) : Edebiyat Fakültesi Reisi Müderris Köprülüzade Mehmed Fuad”
*.*.*
sy. 11 : (Yazan : Amme Hukuku Hocası Muammed Reşid)
“Asrın en büyük inkılabcısı, en muazzam teşkilatçısı, hülasa en yüksek dehası Mustafa Kemal’dir. İlim ve fen, asırlarca onun muazzam eserini tahlil ve takdir ederek dehasının azametini idrake çalışacakdır. Bunun içindir ki o bi-baha (pahasız) olan esere, bugün iktirâhen (önceden hazırlanmadan) bir kıymet takdirine imkan bulunamaz…
Türk, en satvetli (güçlü) devresinde İstanbul’u feth ederek kurun-ı ahire (son zaman) denilen safha-ı tarihi açdı; Mustafa Kemal Türk’e en (sy.12) acı günlerinde, en felaketli ve en perişan demlerinde mecra-i tarihi değiştirmek kudretini bahş etti: İşte Anadolu mücadelesi, işte Lozan Muahedesi…
Müdahalat-ı ecnebiye (müdahaleleri) devri, esaret ve zillet devri… demek olan devr-i sâbıka hitam (son) veren şu muazzam inkılab devri, -Avrupa ve Amerikalılarca devr-i hüsran mı telakki edilecek bilemem- fakat biz Türk hukukçuları içün kısa bir tarif ile ve bütün manasıyla bir ‘Mustafa Kemal Devri’dir.
(yazan) Hukuk-ı Amme Müderrisi Muammer Raşid“
* * * * * * *
Aşağıda verilen yazılar, CHP Tek Parti Dönemi (1938 Yılında), Cumhuriyet Halk Partisi ile Kültür Bakanlığı’nca düzenlenen ve “ Cümhuriyetin XV. Yıl Dönümünde Türk Gençliğinin Duygu ve Düşüncesi “ konulu bir yazı müsabakasına aittir.
O dönemde, ilköğretimdeki öğrenci sayısı yaklaşık 800.000 (Sekizyüzbin) civarındadır. Müsabakaya yaklaşık 100.000 (Yüzbin) Öğrenci katılır. Ki bu, öğrencilerin yaklaşık %15’nden fazlasıdır. (Katılanlar çoğunlukla ortaokul öğrencileridir ve aralarında az sayıda Lise Öğrencileri de vardır.) (Yazım-imla hataları, bahsekonu “CHP’nin Şeref Kitabı”na aittir.)
…
“BABAM, HOCAM VE BEN
Celâl Alkış, Necatibey Okulu No. 17, Manisa
Babam anlatıyordu:
«Siz henüz gelmemiştiniz. Türk ulusunun başında padişah denilen hain insanlar vardı. Yurd bakımsız, köyler ve kasabalar okulsuz, ülke cahil ve yobazların elinde idi. Halk fakir ve sefil düşmüştü. Hocalar yeniliğe düşmandı. 8 yıl okula giden insan mektup yazmasını bile beceremezdi. Yurdumuzu düşmanların saldırısı ile boyuna kaybediyor, nüfusumuz günden güne azalıyordu.
En sonunda baştakilerin düşüncesizliği yüzünden cihan harbine girdik. Bu savaşta Türk bütün dünyaya büyük kahramanlıklarını gösterdi. Bütün dünyaya karşı durdu, fakat padişah ve adamlarının beceriksizliği yüzünden yenilmiş sayıldık.
Yurdumuz düşmanlar tarafından paylaşıldı. Ama Türk ulusu ölmemişti. Yüzyılların felâketlerinden tecrübe sahibi olmuş, dimdik ayakta duruyordu. Ona bir baş lâzımdı. İşte bu güneş gibi parıldayan baş, 19 Mayıs 1919’da Samsuna çıkarak kendisini hasretle bekleyen Türk ulusuna elini uzattı. Ondan sonra yurdumuzdan düşmanları temizlemek işi başladı…
Ben düşünüyorum:
Şimdi babamın anlattığı eski günler, bizim için ibret alınacak birer hikâye oldu. Eskiden bize gülen Avrupalılar şimdi bizi hayranlıkla seyrediyorlar. Vapurlarımız, demir yollarımız var...”
*.*.*
“ÖNÜMÜZ VE ÖNCÜMÜZ
Yusuf Çam. Ünye Ortaokul sınıf III, No. 94
Varlıklara, sonsuzluklara giden bir yolun üstündeyiz. Öncümüz de varlıklar yaratan, sonsuzlukları gören, benlikler yaşatan bir varlıktır.
Yolumuzu açan odur, o her benliğin üstünde olan bizi ölümlerden kurtaran, uçurumlardan alan, kalbimize ışıklar dolduran, erkinlik ve devrim Tanrısıdır.
O, var olmasaydı biz zaten ölüme mahkûm olmuştuk. O, olmasaydı hiçbir şey olmazdı. Bugünkü kavuştuğumuz mutlu ve kutlu yaşayış onun gölgesinde meydana gelmiştir.
Cümhriyetimizin arı göğsünde açılan devrim ve saadet çiçeklerine hayat veren odur. Ona karşı minnet ve bağlılığımızın sonu olamıyacağı gibi, ifadesi de mümkün olamıyacaktır.
O bizim ebedî Öncümüz, ebedî Önderimizdir. O bizim her şeyimizdir.”
*.*.*.*.*
Devam edecek…
– Kültür ve Medeniyet değişimi, bir toplum için ne anlama gelmektedir ?
– Kimliği yok edilen bir toplum, kendine nasıl bir gelecek kurabilir ?
www.canmehmet.com
Açıklamalar ve Kaynaklar :
Resim : tarafımızca düzenlenmiştir.
(1) 26 Mart 1950 tarihli Akşam gazetesi, 1 & 2. sy : https://www.gastearsivi.com/gazete/aksam/1950-03-26/1
(2) https://canmehmet.com.tr/istiklal-mahkemeleri-gercegi-1
(3) https://canmehmet.com.tr/istiklal-mahkemeleri-gercegi-muhalefeti-ezme-mahkemeleridir-4



Yorum gönder