Kimliklerimiz ve Değerlerimiz Nasıl Oluşuyor? (2)
“Para, Cinsiyet ve İktidar” sözlerini duyduğumuzda, bunlara hangi anlamları yükleriz? Yüklediğimiz anlamlar; “ailemizden, çevremizden ve okuldan öğrendiklerimizin toplamı” mıdır ?
“Kimlik”, genel ifadesi ile “toplumsal bir varlık olarak insanın, nasıl bir kimse olduğunu gösteren belirti, nitelik ve özelliklerin bütünü” (1) olarak tanımlanmaktadır. Tanımlanmaktadır da… Bu nitelik ve özellikler nasıl oluşmakta, oluşturulmakta veya dayatılmaktadır?
“Kimlik”, sadece bir insana özgü değildir. Toplumların, milletlerin de (Kollektif Bellek – Ulusal Kimlik – Etnik ve Dinsel Aidiyet) (*) ortak kimliği vardır.
* * *
Yeni Doğmuş Bir Bebekte Kimlik Oluşumu
Kimlik, (Tarihsel ve Psiko-Sosyal) bir veri bankasının üzerine inşa edilmektedir. Kimlikleri değiştirmek için, insanın özelliklerini oluşturan değerlerin (Tarihinin ve Değerlerinin) değiştirilmesi gereklidir.
Bu noktada iki ayrı ilim insanının (farklı pencerelerden) yazdıklarına yer verirken, yorumlarını da okuyana bırakıyoruz :
“…Son yıllarda Cumhuriyet Türkiyesi’nin üstünden atlayıp ve yüzyıl öncesinden geriye doğru giderek kimlik arama girişimlerinin, dolayısıyla din ekseninde oluşturulmaya çalışılan bir üstkimlik girişiminin ne denli yapay ve zorlayıcı bir arayış olduğu böyle bir çalışmayla ortaya çıkmaktadır. Şüphesiz, dini aidiyet, kimliğin bir parçası olabilir. Ancak onca devrim ve evrimlerden sonra, Bilgin’in bu kitabından çıkardığımız sonuç gereği, inşa edilmiş bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı yerine Osmanlı Özlemi yaratmanın ne denli ideolojik bir kimlik inşa etme anlamına geleceğini, tarihsel akışın aksi yönünde gideceğini ve Cumhuriyet Türkiyesi’nde elde edilmiş kazanımlara ters geleceğini unutmamak gereklidir.” (2)
* * *
ESKİ TÜRKLERDE TOPLUM DÜZENİ
Eski Türkler monarşi esaslarına göre yönetilmişlerdir.
“Allah’ın oğlu” ve “güneşin veya ayın tahta çıkardığı kişi” olan Hakan, devletin kudret ve egemenliğini tek başına elinde bulundururdu.
Eski Türklerde, sosyal hayatı düzenleyen kaidelere verilen genel ad; töre veya “Türe”dir. Türe idare edenle (Hakan), idare edilenlerin uymak zorunda oldukları kaideler bütünüdür. Adına yusun hukuku da denilen örfî hukuk, kaynağını uzak bir mâzi içerisinde nesilden nesile değişe değişe gelen töreler yani an’anelerden alır. Devlet kurucu bir karaktere sahip olan Türk milletinin hukuk yaratıcı olması çok tabiidir. Millî hukukumuzun kaynağı olan türe, şu kültürel kaynaklar içinde nesilden nesile yaşamıştır: dil, din, destanlar, vecizeler, ata sözleri, kitâbeler, tarihî ve edebi eserler gibi..
Mesela Göktürkler döneminde Orhun Abidelerindeki taşlara kazılıp günümüze kadar ulaşmış olan şu sözler, eski Türklerdeki sosyal hayat düzeninin kuruluşunu göstermek için yeterlidir:
“Ben Tanrı gibi Tanrı’dan olmuş Türk Bilge Kağan..Tanrı irade ettiği için Kağanlık tahtına oturdum. Türk Kağanı Ötüken’de oturursa Türk vatanında sıkıntı olmaz…İçte aşsız, dışta donsuz, düşkün, perişan milletin başına geçtim. Türk milleti için gece uyumadım, gündüz oturmadım.. Ölecek milleti diriltip besledim. Fakir milleti zengin yaptım. Türk töresini bırakmış milleti, atalarımın töresince yetiştirdim. Türk Oğuz Beyleri, Türk Milleti işitin: Üste gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, Türk Milletini, Türk Devletini, Türk Vatanını, Türk töresini kimse bozamaz. Ey Türk titre(düşün) ve kendine dön!..”
İşte Türk devlet nizamının işleyişi, hakan-millet ilişkileri, türeye verilen önem, hakanın gece uyumayıp, gündüz oturmadan milleti için çalışmasını öngören atalar emri.. Hakan, toplumu, buyruklarla yönetirdi. Buyruklar, “türe”ye göre, atalardan sürüp gelen örf adet ve geleneklere aykırı olamazdı.(3)
* * *
Yukarıdaki ifadeye göre Kimliğimizi-değerlerimizi :
“…Millî hukukumuzun kaynağı olan türe, şu kültürel kaynaklar içinde nesilden nesile yaşamıştır: dil, din, destanlar, vecizeler, ata sözleri, kitâbeler, tarihî ve edebi eserler…” Oluşturmaktadır.
…
Hepimiz bir şeye inanır ve ibadet ederiz.
Bu : Para da olabilir, iktidar veya yaratıcı da.
Peki, neye ve neden ibadet ettiğimizi hiç düşündük mü ?
Veya ibadet ettiklerimizin (değer verdiklerimizin) bize neler sağladığını ?
İnsanı (kimliğini); önceliği verdiğinde / değer verdiğinde (nesnede / kişide / inançta) görebilirsiniz.
* * *
“Ey İnsan, Kendini Tanı (Bil) !”
Kendini tanımamış, anlamlandıramamış bir insanın, çevresini anlamlandırması mümkün müdür ?
Peki, insan kendisini – kimliğini – nasıl tanıyacak ? Bu konuda bize Yunus Emre ne demektedir :
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır.
İnsanın kendisini tanıması : Bilgi edinmesine ve bilgiyi işlemesine bağlıdır.
* * *
Sonsöz:
Kendisini / kişiliğini ve yeteneklerini öğrenememiş birisinin, başarılı, huzurlu ve mutlu bir yaşama sahip olması mümkün görünmemektedir.
Resim : Görsel web ortamından alınmış, düzenleme tarafımızdan yapılmıştır.
Açıklama ve Kaynaklar :
(*) Kimlik İnşası. Nuri Bilgin. Aşina Kitaplar, Ankara, 2007. s.329.
(1) Türk Dil Kurumu.
(2) Geçmişi Güncelleştirmek. Salih Özbaran. s.115. (Yazarın alıntı kaynağı : “Kimlikler Basit Birer Etiket Değildir”. Kimlik İnşası. Nuri Bilgin. Aşina Kitaplar, Ankara, 2007. s.329).
(3) “TÜRKİYE’DE DİN VE VİCDAN HÜRRİYETİ” Yalçın Toker.



Yorum gönder