×

Özümüzü Yiyenlerden “Raşel İsminde Bir Matmazel: ‘Siz İtalya, İsviçre Kanunları Alsanız da Adam Olamazsınız’ diye Yüzümüze Haykırmıştı” (4)

Bu bölümde konunun açılması adına Elza Niyego’ nun cenaze töreninde  yaşananları, “Türklüğe hakaret suçu ve davaları (1926-1950) isimli makalesinde değerlendiren, Öğretim üyesi Dr. Süleyman Sinin ’in görüşleri aktarılacaktır.

**

Azınlıkların Türklüğü Tahkir Vakaları

Cumhuriyet’in kuruluşunu resmi olarak dünyaya duyuran Lozan Antlaşması’nda Türkiye’de yaşayan ve azınlık olarak kabul edilen unsurların hak ve hürriyetleri tayin edilmişti. Nitekim Lozan Antlaşması, Türkiye’de yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudilerden oluşan gayrimüslimleri, “azınlık” olarak kabul etmiş ve kendilerine tanınan haklara uluslararası garanti vermiştir.

İmparatorluktan ulus devlete geçişle birlikte azınlıkların Osmanlı millet sistemine olan alışkanlığı ve yeni devletin hukuk normlarına yabancı olmaları nedeniyle bir dizi Türklüğe hakaret vakası yaşandığı görülmektedir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında azınlıklardan kaynaklı meydana gelen en sansasyonel Türklüğü tahkir vakasının Elza Niyego Olayı olduğu iddia edilebilir.

17 Ağustos 1929 (Canmehmet: 17 Ağustos 1927 olmalı) tarihinde İstanbul Şişhane Yokuşu’nda Elza Niyego adında bir Yahudi kızı, Osman Ratip adında paşazade bir Türk tarafından bıçaklanarak öldürüldü. İstanbul Yahudi Cemiyeti, söz konusu cinayeti “milli bir matem” olarak telakki etti ve Elza için büyük bir cenaze töreni tertip edildi.

Elza’nın cenazesinde bir grup Yahudi, “kızgınlık halinde galeyana gelerek” Türklüğü tahkir edici sözler sarf etti.

Nitekim söz konusu Yahudilerin bu davranışı dönemin gazetelerine yansıdı ve konu hakkında eleştirel yazılar kaleme alındı.

Örneğin Güneş mecmuasının 1 Eylül 1927 tarihli sayısında Yahudilerin davranışı şu şekilde eleştirilmekteydi:

Acaba asırlardan beri Türk topraklarında en yüksek bir şefkat eseri görmüş olan Yahudilerin Türklüğü tahkir etmiş olmaları mümkün müdür? Eğer bu sual bize sorulmuş olsaydı, maalteesüf müspet cevap verirdik. Türkçe konuşmaya tenezzül etmeyen Yahudi vatandaşlarımızın Türklüğü hakir görmesinden tabi ne olabilir derdik.

Eğer böyle olmasaydı, dünyanın her tarafında, camiası içinde yaşadığı milletin lisanını konuşan Yahudiler, Türkiye’de de Türkçe konuşurdu. Bir milleti tahkir etmek, yalnız sokaklarda çirkin nümayişler yapmakla mı kabildir? Türkiye’de yaşayan Yahudilerin başka bir lisan konuşması hakaret değil midir? Türkçe söylemeyen, Türkçe okumayan, Türkçe yazmayan Yahudinin Türklüğe hürmet beslediğini zannetmek emsalsiz bir gaflet olur (1).77

Cenaze merasiminde yaşanan hadise sonrası TBMM’den tahkikat için izin talep edildi. TBMM’nin izin vermesi ile cenaze merasiminde taşkınlık çıkararak Türklüğe hakaret ettiği ve içlerinden birinin bir vatandaşı yaraladığı iddia edilen 10 Yahudi hakkında soruşturma başlatıldı. Soruşturmanın tamamlanması sonrası İstanbul 1. Ceza Mahkemesinde söz konusu 10 Yahudi’nin yargılanmasına başlandı.

Sanıkların avukatlarından biri, hadisenin gazeteciler tarafından abartıldığını iddia ederek müvekkillerinin masum olduğunu belirtti. Dava delil yetersizliğinden dolayı başka bir güne ertelendi. Uzun bir yargı sürecinin ardından Avram, David Baton, Benuva ve Norbert Laytes adlı 4 Yahudi’nin TCK’nın 159. maddesi gereği Türklüğü tahkir ettiklerinden birer yıl hapis cezası almalarına karar verildi.

Olay esnasında Şükrü adında birini yaraladığı anlaşılan ve bu sebeple de hüküm giyen Avram’ın mahkûmiyetine 17 gün eklendi. Olayın diğer failleri olan İlya Pardo, Mois, Nesim, Yaniyel, Leon Yuda ve Rahomin Efendiler ise beraat etti. (2)78

Ancak mahkeme kararı savcılık ve mahkûm olan zanlılarca temyiz edildi. Temyiz mahkemesince hapis kararı bozuldu.(3)79 ve birer yıl hapis cezası  alan 4 Yahudi de beraat etti.

Elza Niyego’yu bıçaklayarak ölümüne sebep olan Osman Ratip Bey ise akıl sağlığı yerinde olmadığı iddiasıyla tedavi amacıyla Bakırköy Emraz-ı Akliye Hastanesine kaldırıldıysa da hadiseden 10 yıl sonra Hüseyin adında bir katil tarafından tedavi gördüğü hastanede öldürüldü.(**)

**

Hatırlanması için önemine binaen önceki bölümlerde aktarılanlardan :

“…Milliyet ise başyazısında özetle :

“Herkes Polonya’daki Yahudi kırımını, Ukrayna’daki Yahudilerin tehcirini ve Romanya’daki Yahudilere yapılan kötü muameleyi hatırlatır. Niye Türkiye Yahudileri bu olaylara müdahale etmediler? Zira hahamlar Musa’nın evlatlarına durumlarından daima memnun olmalarını nasihat ettiler. Elza Niyego’nun katledilmesinin yası o kadar derindi ki Galata Yahudileri bu bilge tavsiyeyi unuttular.

Yüzyıllar boyunca takmış oldukları sahte memnuniyet maskeleri aniden yüzlerinden düştü. Dört yüz yıldan beri ilk kez bir Yahudi cemaati savunmadan saldırıya geçmiştir. Ve bilir misiniz dünyanın neresinde? Türkiye’de, maalesef, hayatlarını borçlu oldukları ülkede. “(4)235

Yunus Nadi

“Ülkeyi sevmemiz, kanunlarına riayet etmemiz veya… yeri boşaltmamız lazım!”

başlığını verdiği yazısında, Yahudi cemaatine gözdağı verdi. Basit bir cinayetin bu şekilde büyümesinin ve Osman Ratıp  Bey’in Elza Niyego’yu öldürmesinin bir Türk tarafından tüm Yahudilere karşı yapılmış  bir saldırı olarak anlaşılmasının yanlış olduğunu belirtti ve satırlarına şöyle devam etti:

“Diğer etnik unsurlara karşı gösterdiği hoşgörüsüyle her zaman temayüz eden Türk halkı yakın tarihte gerçekleştirdiği ihtilal sırasında Türk yurttaşı olmayı kabul eden herkesi kanunlar önünde eşit kabul ettiğini ilan etmiştir…İHTİLAL en ileri çağdaş ilkeleri ilan etmiş olduğu halde yurttaşlarımızın bazılarının eski kabile zihniyetine sarılmaları ve bu ilkel ve saçma hissi her vesileyle göstermeleri kuşkusuz hatadır…

Bu vatanda yaşayan herkesin hergün birbirlerine daha çok yaklaşmalarını ve bir gün birbirleriyle ayrılmazcasına kaynaşmış olmalarını tüm kalbimizle arzu ediyoruz. Anayasamızın ne ilan ettiğini bir daha yüksek sesle söyleyelim: ‘Vatan olarak kabul edip Türk topraklarında oturan herkes din ve ırk farkı gözetmeksizin Türk vatandaşıdır.’

Bu ilkenin ülkenin Anayasa’sına dahil edilmesi muhteşem ve sınırsız etkiye haiz bir olaydır, ancak bunun yeterli olmadığını düşünüyoruz. Bunun kesinlikle gerçekleşmesi için her yurttaşın sevinçli bir şekilde katkıda bulunması şarttır. Ayrıca ona harfiyen itaat etme ödevimizi yerine getirmediğimiz takdirde bizi hiç affetmeyecek bir ilkeyle karşı karşıya olduğumuzu iyice düşünmek lazım, zira ona itaat etmediğimiz takdirde… meydanı boşaltıp hoşumuza giden yere gitmemizden başka yapabileceğimiz bir şey yoktur! ” (5) 237

“…20 Eylül tarihli son celsede davacı taraf olan kamunun avukatlığını yapan eski Edirne mebusu Şeref Bey konuşmasında gösterilerin önceden tasarlanmış olduğunda ısrar etti:

“Onların Türk olduklarını sanırken ülkenin kaderini yöneten birinin arabasının önüne kendilerini attılar. Bu insanın ‘onları dağıtın’ demesi üzerine Norbert laytes,  Avram Korrida ve David Boton hiç utanmadan onları en karanlık günlerde kabul edip varlıklarının kaynaklarını kendileri açan Türklere karşı ‘Kalleş Türkler!’ diye bağırdılar.

Şişhane Karakolu’nda haykıran sesler altı veya yedi yıl önce İstanbul’da yabancı bayraklar görüldüğünde sevinçle bağıran sesler değil miydi? Şişhane Karakolu’nda tramvayları ve otomobilleri durduran eller altı veya yedi yıl önce hiçbir yerde görülmemiş bir şekilde siyonist bayrak dalgalandığında onu alkışlayan eller değil miydi?

Onlara şunu diyoruz: ‘Sizler Türksünüz  ve Türk gibi davranmalısınız’. Onlar ise cemaatlerinin başına Yunan uyruklu bir kişiyi getiriyorlar.”

Sanık avukatlarından Avram Nahon  (lbrahim Nom) savunmasında Yahudi toplumunun Türkiye Cumhuriyeti’ne olan sadakatini yineledi…Türkiye Cumhuriyeti topraklarında oturan Yahudilerin hiçbir zaman siyonizm hülyasına kapılmadıklarını, tümünün Türk vatanına kalben bağlı gerçek Türkler olduklarını vurguladı.(6)256

Davanın ilk duruşması  27 Ağustos tarihinde yapıldı…Akşam gazetesi muhabiri Esat Mahmut Bey mahkemeye verdiği ifadesinde, “Niyego ailesinin evine gidip odaya girdiğimde orada bulunan bütün Yahudiler üstüme gelerek, ‘Aramızdan birini öldürdünüz. Hepimizi yok etmek mi istiyorsunuz?’ diye bağırdılar” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

“Vak’anın tahkiki için hadise günü Şişhane’de Eliza’nın apartmanına gittim. Son Saat muhabirlerinden Ekrem Bey’le birlikte idik. Maktulün evi ve sokak çoluk çocuk, kadın, erkek kalabalığı ile dolu idi. Bizim gazeteci olduğumuzu öğrenen Yahudiler: ‘Siz alçak herifler, hem yalan yazarsınız hem de gelip bizimle konuşursunuz !’  dediler. Kendilerini teskine uğraştık,… O sırada tekrar bize sövmeğe başladılar. ‘Rezil, alçak Türkler!’ di­ye bağırıyorlardı.

Cenaze günü tekrar bunlara rastladım. Hepsi birer kahraman  kesilmişler, bağırıyorlardı. Bilhassa şu asker elbiselisi (Avram’ı göstererek) cephede harbeder gibi kahraman kesilmişti.’ Şahitlerden foto Emin de şunları söylemiştir: Biz Eliza’nın evinde iken orada tanıdığım Raşel isminde bir matmazel: ‘Siz İtalya, İsviçre kanunları alsanız da adam olamazsınız’ diye yüzümüze haykırmıştı. “(7)239

**

Bölümü bitirmeden Yahudi Matmazel Raşel’e göre :

“Türklerin Adam olmak  için aldığı !”, İsviçre Medeni Kanunu” nu ve Medeni Kanunların ne olduğunu, nasıl hazırlanması gerektiğini, bu kanunu 1907’de hazırlayan Eugene Huber’ dan öğrenelim :

“İsviçre Medeni Kanunu, 1907 yılında Eugene Huber tarafından hazırlanmış ve 1912 tarihinde İsviçre’de yürürlüğe girmiştir.”

İsviçreli Hukukçu  Eugene Huber, Medeni Kanunların ne olduğunu ve nasıl hazırlanması gerektiğini bakınız nasıl aktarıyor : (Bunun değerlendirilmesini de okuyanlara bırakıyoruz.)

“…Bu realitelerin başlıcalarından biri halen yürürlükte olan hukuktur. Bir tarihçi olan Eugene Hüber mücerret rasionalizmin tesirlerinden tarihi ve millî gelenekler hakkındaki duygusu sayesinde masun (saklı) kalmıştı. O, yazılı kanunun (loi ecrite/yazılı kanun) bir milletin hayatındaki rolünü mübalağa etmemiştir. Medeni Kanunun gerekçesinde bu rolün mütevazi olduğunu teyit eder.

Tatbikat ve mahkeme içtihatlarının hukukun tezahüründe esaslı bir mevkileri vardır.

Hukukun birleştirilmesi (tevhidi) ve terakkisi için mevzuatın zaruri olduğu yerlerde yazılı kanunlar, “halk vicdanının temayüllerini belirtmeye mahsus vasıtalardan başka bir şey olmamalıdır. Kanunlar halkın vicdanından çıkmalıdır, tâki devrinin ihtiyaçlarını kavramış her zeki adam onların kendi kalbi ve kendi aklı (raıson) tarafından emredilmiş olduğu hissine varabilsin. Hiç bir taklit, hiç bir ilim, hiç bir muhayyele kuvveti bu sahada hayatın mübrem ihtiyaçlarının yerini tutamaz”.

Şu halde Medeni Kanun eski hukukun bütün otentik ve yaşayan kısımlarını muhafaza edecek ve onların bir sentezini imal etmekle beraber hükümden düşmüş olan (desuetude) müesseselerle yabancı memleketlerden alınmış olmalarından dolayı Millî vicdana kök salmamış olanları atacaktır,

“istikbal maziyi devam ettirmelidir”.

İsviçre Medeni Kanunu Millî bir kanun ve baştan aşağı İsviçre halkının bir eseri olacaktır. Federal meclise gönderilen mesajda şöyle denilmektedir: “Bir kaç asırdan beri gösterilebilecek bütün ayrılıklara rağmen kantonlarımız tamamiyle hayat ihtiyaçlarından doğan bir hukuk yaratmışlardır, bu hukukun, halkın ferasetine ve karakterine uygun olmakla beraber ananevi ve Millî hukuku yabancı modellerin taklidinden korumak gibi bir üstünlüğü de vardı.

İşte bunun içindir ki konfederasyonun ilk vazifesi mümkün olduğu nispette kanton hukukunu nazarı itibare almak onun ruh ve mahiyetini meydana çıkarmak, Medeni hukuku bu kanton hukukunun normal inkişaf seyrine uygun olarak birleştirmek ve bir memleket halkını kanunlarına (lois) bağlayan rabıtayı koparmamak ve nihayet görevini İsviçre milletinin ruhuna ve isteklerine tevfikan yerine getirmektir”. (8)

Açık ifade ile, “Kopyaladığımız İsviçre Medeni Kanun yapımcısı ne demektedir ?

“Şu halde Medeni Kanun eski hukukun bütün otentik ve yaşayan kısımlarını muhafaza edecek ve …yabancı memleketlerden alınmış olmalarından dolayı Millî vicdana kök salmamış olanları atacaktır,

-“istikbal maziyi devam ettirmelidir”.

İsviçre Medeni Kanunu Millî bir kanun ve baştan aşağı İsviçre halkının bir eseri olacaktır. “

**

Peki, bizler Hristiyan bir ülkeden üstelikte bir Medeni Hukuku  alarak (Cinayet mi işledik?)  ne yaptık ?

-Yahudilere göre bu kanunu almamıza rağmen “Adam mı olamadık, yoksa, adamlığımızı, özümüzü, gerçeğimizi mi kaybettik ?

Devam edecek…

Özümüz ve gerçeklerimiz (ne zamandan itibaren ve) nereye gitti ?

https://canmehmet.com.tr/mustafa-kemal-pasa-ile-latife-hanimin-bosanma-nedenleri

Resim : Tarafımızdan düzenlenmiştir.

Açıklama ve Kaynaklar :

“Elza Niyego Cinayeti” nin özeti : “Elza Niyego Cinayeti” ni kitaplaştıran Rifat N. Bali’nin, “Bir Türkleştirme Serüveni”(1923-1945), kitabına aittir.

Kitabın yazarı Rifat N. Bali : “Türkiye Yahudisi, tarihçi ve bağımsız araştırmacıdır. Özellikle Türkiye Yahudilerinin Tarihi  üzerine çalışmalar yapmaktadır. Yazar, kendisi de Yahudi Cemaatinden olduğu için hem yaşanmışlara hem de yaşananlara -sözlü ve yazılı aktarımlar nedeniyle- yakından vakıf olmalıdır.

(**)ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİNDE TÜRKLÜĞE HAKARET SUÇU VE DAVALARI (1926-1950)

Süleyman SİNİN. Dr. Öğr. Üyesi, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü,   Bakınız : https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/5242812 

1’den 7’ye kadar olan dipnotlar, Rifat N. Bali’nin, “Bir Türkleştirme Serüveni”(1923-1945) esirine aittir.

(1)77 “Türklüğe Hakaret”, Güneş 1, 15 (1 Eylül 1927): 1.

(2) 78 “Elza Niyegonun Cenaze Merasimindeki Vak’a”, Vakit, 19 Mart 1930, 5.

(3)79 “Adliye’de: Yahudilerin Kararı”, Vakit, 19 Eylül 1930, 5.

(4)235 AMA, Review of the Turkish press for the period August 14-27, 1927, 29 Ağustos 1927 tarih ve 867.911 1/192 sayı belge, s.  9.

(5)237 Yunus Nadi, “Nous devons aimer le pays et observer ses lois, ou… vider les lieux!”, La Republique, 24 Ağustos 1927. Vurgulama tarafımdan yapıldı. Yunus Nadi’nin atıfta bulunduğu  1924 Anayasası  vatandaşlıkla ilgili 88. maddesi şöyledir: “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle  (Türk)  ıtlak olunur.

Türkiye’de veya hariçte bir Türk babanın sulbünden doğan veyahut Türkiye’de mütemekkin bir ecnebi babanın sulbünden Türkiye’de doğup da memleket dahilinde ikamet ve sinni rüşte vusulinde de resmen Türklüğü  ihtiyar eden veyahut vatandaşlık  kanunu mucibince Türklüğe kabul olunan herkes Türk’tür. “Rifat N. Bali Dip notu)

(6) 256  “Le proces des manifestations de Chichane-Karakol”, La Republique, 22 Eylül 1927. (Rifat N. Bali Dip notu)

(7) 239 “Taşkınlık yapan Musevilerin muhakemesi”, Cumhuriyet, 8 Eylül 1927, aktaran “40 yıl önce”, Cumhuriyet, 8 Eylül 1966.

(8) Fazlası için bakınız : İsviçre medeni kanunu Federal Meclislerce 10 Aralık 1907 de kabul edildi. –“Eugene Huber Ve İsviçre Medeni Kanununun Ruhu (1849 – 1923)” Yazan : Medeni Hukuk Profesörü M. Walter Young. Çeviren : Jale Güral Medeni Hukuk Asistanı https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/634395

Yararlanılan diğer kaynaklar :

a) https://www.avlaremoz.com/sessizligi-yirtan-bir-cinayet-elza-niyego-sait-cetinoglu

b) https://www.salom.com.tr/haber/135483/elsa-niegonun-cenaze-alayi (Raşel Meseri)

Yorum gönder

*